6 Ocak 2015 Salı

Bu sezon NBA ve Euroleague' de en çok dikkat çeken guardlar kimlerdi ?

 Dün akşam rastladığım bu soruyu dikkatlice düşünmeye karar verdim. Aklıma ilk gelen isim birçok basketbolseverin bana katıldığını All-Star seçimlerinden de anladığım kadarıyla Stephen Curry
.

    Curry, önceki geceki performansıyla ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu-olacağını bir kez daha gösterdi. O artık süperstarlardan sonra adı geçen küçük çocuk değil, sezonun flaş takımlarından Portland'a karşı 38s/8a/7r'luk performans sergileyen Curry, rakiplerine bunu bir kez daha gösterdi. Curry'e 17 şer sayılık katkı yapan Lee ve Thompson'ı da unutmayalım.
   

   Geçen sene playoffun ilk turunda Denver'ı 4-2'yle geçen GSW, batı konferansı yarı finalinde Spurs'a yine 4-2'yle kaybetmiş, konferans finaline çıkma şansını Spurs'a kaptırmıştı. Curry bu serinin ilk maçında (2 uzatma sonunda da olsa) 44 sayı atmış 2013 playofflarının en skorer oyuncusu olmuştu. 
   Igoudala'nın da katılmasıyla daha da güçlenen GSW geçen seneki başarısının üzerine çıkmak istiyor. Curry ve Igoudala'nın önderliğinde onları daha iyi günlerin beklediği de gözle görülebilir bir gerçek.
     
   Uzun lafın kısası bu onun sezonu.
   
  Gelelim Euroleague'e. Takımlarımız gruplara o kadar iyi başlamıştı ki (özellikle Fenerbahçe Ülker) Top 16'yı küçük görüp Final Four hatta daha ilerisine dikmiştim gözümü. Top 16'da 4 maçın sonunda takımlarımızın ancak birer galibiyet alabilmesi beni kendime getirdi, bu hayal kırıklığımı belirtmeden geçemedim guard meselesine.
   2 senedir imkansızları başaran, şampiyonluğu takımına getiren bir guard varken ortada başkasının adını anmak zor. Transfer döneminde ''Galatasaray Liv Hospital'e gelir mi ?'' diye yavru kedi gibi beklediğimiz ancak takımında kalmayı tercih eden Spanoulis, bu sene de kaldığı yerden devam ediyor. Top 16'da Fenerbahçe Ülker karşısında 28s 9a, Milano karşısında 8s 6a, Barcelona karşısında 17s 5a ve Laboral karşısında 13s 7a üretti. Onun adına fazla konuşmaya gerek yok. Nam-ı diğer ''Kabasakal'' bu sene Euroleague'in en dikkat çekici guardı. Umalım ki Vassilis Spanoulis'in yolu kariyeri bitmeden Türkiye'ye uğrasın, onu doya doya seyredelim. 

   Uzun lafın kısası, imkansıza ihtiyacınız varsa o burada.

Arca Erdoğan




Yeni Nesil Müslaman Futbolcular Üzerine

Çocukluğuma tekabül eden ve gösteri dünyasının kapılarını yeni yeni araladığımız dönemlerde, o dünyadaki varlığımızı ‘Müslüman’ figürüyle bizden biri olarak temsil eden bir 'Müslüman sporcu' arayışımız ve sığınağımız vardı. Buna yıllar yılı bizi başka mahallenin çocuğu olarak görüp kendi içlerine almayan o dünyada neşet eden ‘truva atımız’ Muhammed Ali ile hıncımızın demir yumrukları olarak kroşe gibi iniyorduk. 2000'li yıllarla birlikte bunun yansımalarını futbolda esmer kavruk silüetleri ve isimleri de eski bir dostu andırırcasına yakın gelen Mağripli futbolcularla gördük.  Futbol hepten yeni bir şey değildi bizim için fakat şov dünyasının sahnesinde bizden birilerinin olmaması acaba maç öncesi tüm o ısınma hareketlerimizin salt top toplama görevi için mi bize yaptırıldığı kaygısını da yaşatıyordu içten içe. Neyse ki kaygımızın yersizliğini erken gördük. Burada da ilk teselliyi pratik anlamda Müslüman kimliğini afişe etmekten daima kaçınıp 'apolitik' takılsa dahi bizim kendisini zoraki benimsediğimiz Zinedine Zidane ve Münih'li Ali Dayı(Daei) vardı. Umudumuzu, beklentilerimizi ve avuntularımızı oraya kanalize ettik bu sefer.

(Lyonlu Yassine Benzia)

Başlarda futbolla kurduğumuz böylesi naif ve saydam ilişki zamanla etkisini futbolun geniş potasında eritse de bugün bunun üzerinden futbolla ilişiği sürdüren insanlar var. 'Müslüman Futbolcu figürü' konusunda artık kendi içinde belli statüko oluşturmuş olan kalıp kadrolar, bayrak isimler vardır. Bunlar; Keita, Abidal, Kanoute, Ribery, Nasri, Muntari, Anelka, Diarralar, Toureler, Papissler.. vs) Ben bunların dışında daha çok son yıllarda bana en az Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası kadar zevk veren özellikle 2011 Meksika’sının u17’si, u19 ve u21 Dünya Şampiyonalarından kendileriyle ilk teması gerçekleştirip ardında iz bırakanların da kulüp performanslarını sıkı markaja almamla dikkatimi çeken birkaç yeni nesil Müslüman futbolcuyla ilgileniyorum. Beni bunlar yönünden cezbeden özellikleri salt Müslüman olmaları değil o turnuvalarda dahi Avrupa takımlarının formaları altında gol sevinçlerini dini referanslarla kutlamaları. Bunun ardında yatan sosyolojik, psikolojik nedenler. Bu örnekler üzerinden konuyu biraz deşip ardında bazı çıkarsamalar yapma uğraşına girmeden şunu da belirteyim ki vereceğim örnekler, spesifik anlamda bir istavroz çıkarma, Samir Nasri gibi tişörte 'Eid Mübarek' yazısı veyahut Kaka, David Luiz örneklerinde sık rastladığımız 'I belong to Jesus' örneklerinden çok daha fazla içselleştirilmiş  bir durum olan 'secde' etmeyi sahaya yansıtan futbolcular.

(Sofiane Feghouli)

Beni meraka sevk eden, bu insanları kimliklerine sıkı sıkıya sardıran, hatta tepki alacağını bilse dahi bu hareketinden geri bırakmayan, onlarda bunu gereksinim haline getiren dürtü nedir? sorusu. Bana kalırsa bu durum tamamen varoluşsal, kendini var edebilme ruh halinin tezahürü. Yıllardır bizde de yansımalarına rastladığımız üzere muktedirlerin öğretisinde “rasyonalize” olduğun ölçüde o toplumun kabulüsündür. 'Hazzedilmeyen yönlerini' yontarsan bu toplum seni içine alıp eşit koşullar yolunda pek de sorun çıkarmaz. Fakat buradaki sorun başa dönüyor, ontolojik soruna... Peki bu durumda var olan kişilik, senin aslolduğun, aidiyetlerini hissettiğin kişiliğin ne kadarına tekabül ediyor? Kendinden hayat adına verdiğin tavizlerin yerini, elde ettiğin tüm o konumların hangi birisi tanzim edecek?’ minvalinde sorular yaydan çıkmış ok misali ardına takılır. Buna mukabil bizde muhafazakar kesimde ve sanıyorum ki diğer Müslüman ülkelerde de benzerine rastlandığı üzere, ‘Müslüman olma’ kişiliğinin karşısına/karşıtlığına Avrupalılık koyuluyor. Senin Müslümanlığın, onlara benzediğin ölçüde yozlaşıyor.

(Adel Taarabt ve Taye Taiwo)

Tüm Batı coğrafyasında İslam bir korku figürü olarak üstlerinde heyula?? halinde dolanırken böylesi bir 'tehlike'nin kendi içlerinden çıkması şaşırtıcı açıkcası. Bu bana Avrupa'nın tüm o materyalist yönüyle sundukları karşısında kendilerinden istedikleri 'rasyonelleşme' teklifini reddedip, hatta bunun ilk zamanlar '????hristiyanlığındaki "kroamkamo??????" lar gibi içten yaşanılası ya da saklanası bir durum olarak değil bizatihi ‘karşı koyuşun mağrur duruşu’ olarak addediyorum.

(Taze İnterli İshak Belfodil)



Üstelik bu karşı koyuşun tezahürünü Zinedine Zidane, Salihamidzic?,  Bouhlarouz???? gibi 1. kuşak göçmenler jenerasyonundan olup henüz geleneklerinden sıyrılamamış yani bizim ilk dönem muktedirlerin de yaftaladığı üzere 'yeterince modernleşmemiş' bu prototipler değil, bizatihi Avrupa'nın ortasında 2.-3. kuşak olarak doğmuş, bunun dışında var olan başka bir dünyanın pek de aşinası olmayan ve Avrupa'nın eğitim, spor olanaklarının edimiyle bugün kendilerini var etmiş genç futbolcular. Hülasa, bu genç oyuncuların secde etme durumunu ben Avrupa’nın kendilerine giydirmek istedikleri kalıpları reddedip biraz olsun kendileri kalabilmenin, kendilerini böyle kabul ettirebilmenin ruh halinin yansıması olarak görüyorum. 

Mehmet Aslankan

26 Ocak 2014 Pazar

Fransa'nın Varoşundan İngiltere Sterlinine: Eden Hazard


  Fransa Ligue 1 özellikle İngiltere liginin arka bahçesi konumunda.Fizik gücü yüksek, devamlılık ve teknik  gerektiren Fransa'dan pek çok yetenek çıkıyor futbol sahnesine, en yeni jenerasyonu temsil eden, sözünü edeceğim Eden Hazard.1991 dogumlu belcikali genc yetenek Hazard şuan İlgiltere liginin ilk yarısı itibariyle en formdaki ilk üç futbolcu içerisindedir desem kimse itiraz etmez. Hani yıldız olacak falan gibi kehanetler anlamsız kalıyor. Çünkü Hazard şu an bir yıldız olmuş durumda ve her geçen gün  profilinde en yukarılara  taşıdığını hepimiz izliyoruz görüyoruz.22 yaşındaki Eden Hazard, Belçika milli takımının genç düzeyden başlayarak tüm yaş gruplarında forma giydi.

  Hazard müthiş bir oyun görüşüne sahip. Dribling ve pas yeteneği çok üst düzeyde. Bileklerine o kadar hakim ki,nefis çalımlar atabiliyor. Top ayağına oturuyor mu  o mu topa yakışıyor bilmiyorum ama hani böyle izlerken bu adamda futbolcu kumaşı var deriz ya  he işte ondan var bu Belçikalı gençte.Birebirde boyunun aksine çok süratli oyun içerisinde oyunu gören bir yapıya sahip. Herhangi bir futbolcunun boyu 1.91 ve Fransa'da, İngiltere'de ve Uluslararası platformda da bunları tekrarlamak biyolojik olarak ta zordur dostlar.1.91 boyla koşmak, koşarken topla süratlenmek aynı zamanda rakibini geçerken o mücadeleden çıkıp topu hala ayagında müsait pozisyonda tutmaktan bahsediyorum ve bunları üst üste yapmaktan. Sağ ayaklı oyuncu forvet hattının her bölgesinde ve forvet arkası olarak oynayabiliyor ancak ben en başarılı olduğu bölgenin sol açık olduğunu düşünüyorum.


  Ertem Şener'in hakkında " yan hakem Hazard'ın rüzgarından nezle olmassa iyidir " dediği Hazard: İzleyicilere futbolun o zevk unsurunu fazlasıyla hissettiriyor, hissetmekle kalmıyor kendisini izleyenlere yüz ifadesi, mimik ve sözsüz iletişim imgeleri yaptırmaktanda geri kalmıyor.Chelsea klübünün ne kadar şanslı olduğunu; böylesine kaliteli, yetenekli, süratli, yaratıcı yani bir futbol kulübünün bir futbolcudan istediği her şeye sahip olan Hazardı kadrosunda bulundurması kulübün ne kadar şanslı olduğunu ileri sürdürmemde ki cevaplardır.


  Her genç futbolcuda olduğu gibi Hazard'ın antrenmanlara geç kalma, oyun içerisinde bireyselliği abartma, oyun içerisinde önemli anlarda agresiflik gibi  davranışsal tepkileri yakın zamanda olsun geçmişte olsun örnekleriyle mevcuttur. Tabi bunları genç yaşı sebebiyle yada futbolun sertliği olarak yada bir sistem içerisinde kendini mücadele ederek gösterme çabası olarak ta görebiliriz. Ama bu onun yadsınılamayacamız yeteneklerine gölge düşürmüyor.O futboluyla kendinde söz ettiriyor. Umarım yakın zamanda Belçika'nın yeni genç jenerasyonlarıyla birlikte kendinden iyice söz ettirerek futbol otoriteleri tarafından dahada fazla konuşulacaktır.

İsmail Atilla

İstenmeyen Oyuncudan Vazgeçilemeyen Oyuncuya Dönüşüm: Luis Suarez




 Luis Suarez' in bu sezon İngiltere Premier Lig' de çıktığı 17 karşılaşmada attığı 22 gol, yaptığı 5 asist ve başmimarı olduğu onlarca gol pozisyonu ile kariyerinin en parlak dönemini geçirdiği inkar edilemez. Çoğu zaman sahalarda yaptığı hırçın ve agresif hareketleri oynadığı futbolun önüne geçen Luis Suarez, bu sezon 2012-2013 sezonunundan kalan 5 maçlık cezasını tamamlamasının ardından adeta yeniden doğdu.


   Luis Suarez' in futbol yeteneklerini göz önüne alırsak bu sezon ki performansını sergileme potansiyeli her zaman olan bir oyuncu. Suarez yetenekleri bakımından Thierry Henry' e benzetebiliriz. İki oyuncuda bi forvet oyucusuna oranla daha teknik oyuncular.   


   Oyuncunun kısaca geçmişine bakacak olursak; Profesyonel futbol kariyerine 18 yaşında ülkesinin Club Nacional takımında başlayan Uruguaylı forvet ilk sezonunda genç yaşına rağmen 27 maçta forma giyip 10 gol attı. Groningen' in Uruguay' da başka bir oyuncuyu izlenmesi için gönderilen gözlem ekibi aynı maçta penaltıyı gole çeviren ve harika bir gole  imza atan Luis Suarez' i beğenir. Bonservis ücreti ödenmeden 800.000 Euro yetiştirme bedeli ödenerek Groningen, Suarez' i Avrupay'a getirir. Suarez Hollanda' da ilk sezonunda da 29 maçta forma giyip 10 kez rakip fileleri havalandırır. Performansıyla Hollanda' nın büyük klublerinin dikkatini çeken Luis Suarez' i 7,5 milyon Euro bonservis bedeliyle Ajax transfer etti. Ajax' ta bir üç buçuk sezon içinde çıktığı 110 maçta 81 gol atarak yıldızlaşan oyuncu Avrupa futbol devlerinin çoktan radarına girmişti. Sonunda 2010-2011 sezonunun ara transfer döneminde 26,5 milyon Euro' luk yüksek bir bonservis bedeliyle Liverpool' a transfer oldu.


  Fakat Uruguaylı oyuncunun geçmişte, unutulması güç olaylara imza attığıda bir gerçek. Suarez'in sevenlerini, klübünü ve taraftarları, hayal kırıklığına uğratan hareketleri oldu. Bunların başlıcaları ;



  1. 2010-2011 sezonunun 15. haftasında, Ajax'ın kendi sahasında PSV Eindhoven'ı konuk ettiği maçta Otman Bakkal' ın boynunu ısırması.
  2. 2011-2012 sezonunun 8. haftasında Liverpool' un Anfield Road' da Manchester United' ı konuk ettiği maçın ardından Patrice Evra' nın, maç boyunca Luis Suarez'in kendisine ırkçı hakeretlerde buluduğunu iddia etmesi ve ardından Suarez' in ceza alması.
  3. 2012-2013 sezonunun 34. haftasında yine Anfield Road' da, Liverpool' un bu kez Chelsea' yi konuk ettiği maçın 68. dakikasında ikili mücadele sonrası Luis Suarez' in Chelsea'li savunma oyuncusu Branislav Ivanovic' in kolunu ısırması.

oldu. 



  Uruguaylı forvet oyuncusunun  bir diğer medyada yankı bulan hareketi ise 2010 Dünya Kupası' nın Uruguay' la Gana' yı karşı karşıya getiren Çeyrek Final maçında oldu. Fakat bu hareketi herkesi hayal kırıklılığına uğratmadı hatta kendi ülkesinde kahraman oldu diyebiliriz. Normal süresi 1-1 geçen maçın uzatmalarının son dakikasında kaleye girmek üzere olan topu Luis Suarez elle çıkardı. Ardından hakem Suarez' e kırmızı kart gösterip penaltıya hükmetti. Asamoah Gyan' ın penaltıyı üst direkten dışarı yollamasıyla penaltılara giden maçı Uruguay penaltılarda 4-2 kazanarak Yarı Finale yükseldi.Yani Gana' nın Dünya Kupası' nda Yarı Finale yükselen ilk Kara Kıta  takımı olma şansı Luis Suarez' in elleri arasında eridi.


   Luis Suarez' in ESPN' e verdiği demeçte "Sahada her zaman hırslı, tutkulu ve başarıya aç bir oyuncuydum. İki hafta önce şutum direkten döndü. Daha sonra top elime çarpıp önüme düştü. Devam edebilirdim ama durdum. Aynısı iki ay önce olsaydı devam ederdim. Değişiyorum" demesi artık yeniden doğan Suarez' in sadece futbolunu ve sahadaki güzel hareketlerini konuşacağız anlamına geliyor. Fakat geçmişte imza attığı olayları unutmak bizler için biraz uzun zaman alacak.


Ümit Ünal